Brachiosaurus' un fermanlari27 yorum var - 12 Mayıs 2008 22:42Efendim son bir ay icerisinde bolca sinema filmi seyretme imkani buldum. Izledigim filmler arasinda son derece dikkatimi ceken bir iki film oldu. Anlasilacagi uzere dikkatimi ceken filmler Turkler ve Turk kulturu hakkinda ip uclari verenlerdi. Lakin bir tanesi beni zivanadan cikardi. ``The Net 2,0`` Anlatacak olacagim filme gecmeden once dikkatimi ceken ve bir cok kisininde izledigini dusundugum ``Narnia Gunlukleri`` hakkinda bir kac sey demek istiyorum. Efenim bu film fantastik guzel bir kurgudur. Dolabin arkasindan farkli bir boyuta gecis yapan kucuk kizimiz ve kardeslerinin seruvenlerini izliyorsunuz. Bu fantastik dunyanin bir cadi-kralicesi vardir ve daha once cennet gibi olan bu diyari buzul bir cehenneme cevirmistir. Basrolde olan kucuk kizimiz, insan bedenli bir esek kardesle tanisir (Bu arada Eshekherife selam) ve uzun uzuya sohbet ederler. Kizimiz gece oldugunda artik geri donmesi gerektigini soyler ve geldigi yerden yani `Narnia` tarafinda bulunan dolabin kapisindan eve donmek uzere giris yapar. Gorduklerini kardeslerine anlatmaya calissada kardesleri inanmaz (ben de olsam ben de inanmam) Lakin kucuk kizimiz yerinde durur mu? Tabi durmaz ve gece yatagindan kalkar dolaba dogru yol alir. Bu esnada kendisini cekemeyen erkek kardesi de kucuk kizimizi korkutmak amaciyla pesindedir ama yakalamayaz. Kizimizin dolaptan iceriye dogru girdigini gorunce buyuk bir sevkle dolabin kapisini aralar ve hoooooooooo diye bagirir. Ama kucuk kizimiz ortaliklarda yoktur. Esas oglan dolabin icine dalar ve kız kardesini arar fakat dolabin icindeki askiliklarda asili duran eskimo style (style ne ya?) tarz kiyafetlerin arasinda cebellesirken ayagi takilir ve Narnia ya acilan kapidan paldir guldur fantastik bu diyarimiza gecis yapar ve duzemece dunya ile tanisir. Bu konuyu cok fazla uzatmanin manasi yok ve olaylar ozetle soyle gelisir. Narnia da bir kahanet vardir. Bu kehanet; Narnia ya iki ademoglu ve iki Havvakizi gelecektir ve bu dort kahraman Narnia yi cadidan kurtaracaktir. Nitekim kucuk kiz ortaliklarda yokken bizim esas oglan Narnia da cadi ile karsilasir. Tabi cadi sasirir ve burada ne isin var? Nereden geldin? tarzinda bir suru soru sorar ve anlarki kehanette gecen kisilerden biri Narnia'da. Ve hemen bir soru daha sorar ve senden baska Ademoglu ve Havvakizi var mi? Esas oglan cekinerek kiz kardesinin de Narnia'da oldugunu fakat kaybettigini soyler. Iste can alici diyologlar buradan sona baslar, Cadi-kralice, bizim esas cocuga ``benden ne dilersen dile`` der ve bizim esas oglan ``sicak cukulata var mi?`` diye sorar ve cadi kralicemiz elindeki siseden bir damlayi karlarin uzerine doker ve aninda sicak cukalata olusur. Beyimiz keyifle sicak cukulatayi icerken Cadi kralicemiz, esas oglana kardeslerini getirirse her istedigini verecegini soyler. Bu esnada bizim esas cocuga baska bir istegin var mi? diye tekrar sorar. Esas oglanimiz ac goz ve doyumsuzdur ve akabinde istahli, istahli ``Turk Lokumu var mi diye sorar? Aninda cadimiz tekrar elindeki siseden karlarin uzerine bir damla doker ve Turk lokumu ozel kutusunda olusur. Cadi kralice, esas oglanimizin Turk Lokumunu istahla yedigi gorunce, bak kardeslerini su iki tepenin arasindaki sarayima getirirsen sana bu Turk Lokumlarindan kutu kutu veririm ve ayni zamanda buranin gelecekteki krali olursun diye vaatler verir. Su ise bak ya! Bir kutu Turk lokumuna sen kardeslerini sat, olacak sey degil. Gerci kahramanimiz Turk lokumu yerken benimde canim cekmedi degil hani. Ama olsun Bir Turk lokumuna kardesler satilir mi yafs? Burdan cikacak iki onemli olay vardir. Birincisi; bir kutu Turk lokumuna siz siz olun kardesinizi, dostunuzu satmayin. Hayir bu kahramanimiz benim yanima gelip abi canim Turk lokumu cekti ve bulamiyorum, yoksa kotu yollara dusecem deseydi. Ben ona 5-6 kutu Turk lokumu verirdim. Aman sakin ha! Bir kutu Lokuma kimseyi satmayin. Gerci daha sonra esas oglan ne halt ettigini kardeslerini sattiginda anladi. Cadi kralice ne Turk Lokumu verdi ne de prenslik. Ikincisi Turk Lokumunun degerini elin yabancilari dahi anladi ama bizim millet daha anlayamadi. Turkiye cumhuriyeti’nin yetkili kurumu olan ``Kultur ve Turizm``den sorumlu bakanliginin Turk Lokumunun bariscil amaclar dogrultusunda kullanilmasi konusunda acilen calisma baslatmasi gerekmektedir. Efenim asil anlatacagim filme giris yapamadim. O yuzden asil killandigim film icin ayri bir blog yazacagim. Simdi bu yazinin devamina o film hakkindaki dusuncelerimi yazmaya baslarsam uhhhuhhh baya uzun olur, sonracigima kimse okumaz. Yazinin giris bolumunu silmiyorum ama basligina ekleme yapiyorum. "The Net 2-0" olan basligi "The Net 2-0 dan Narnia’ya giris" olarak degistiriyorum. Saygiyla Sosyomat kamuoyuna duyurulur. Not: bu blog ilk yazildigi sekilde yayinlandigi icin duzenleme yapilacaktir 47 yorum var - 09 Nisan 2008 21:3309 Nisan 2008 çarşamba / saat 21:10 Takriben 2 saat 50 dakika sonra Sosyomat’tan ayrılacağım. Türkiye'den de 3 saat 50 dakika sonra ayrılmış olacağım. 15–20 gündür bir blog yazmaya çalışıyorum/çalışıyordum ama ne yazık ki kafamda planladığım şekilde yazmak istediğim bloğu yazamadım ama kararlıyım (inatçıyım) bu planladığım bloğu bir şekilde yazıp sosyomattaki bloglarım içine dahil edeceğim. Uzun bir süre sosyomat'ta yazamayacağımı bazı arkadaşlar biliyor yine de ben kısa bir şekilde neden sosyomatta yazamayacağım konusunda kısa bir info vermek istiyorum aynı zamanda information yeni işyerimde ki departmanımdır... Evet, bir sözleşme gereği yurtdışında çalışmak zorundayım, çalışacağım ülke İtalya ve Portekiz’dir. Doğal ve ilkel şartlarda yaşama kampında danışman&rehber olarak bulunacağım... Ama ben yanımda cep telefonumu ve dizüstü bilgisayarımı götüreceğim 5 tane de batarya hazırladım, haftanın belli günlerinde şehir merkezlerine indiğimde belki oradan bir internet kefe’den sizinle iletişim kuracağım... Kamp’ta cep telefonu vasıtasıyla dizüstü bilgisayarı üzerinden internete bağlanmayı planlıyorum ama emin değilim. uhhhh çok zor ya! başka başka .... Bilmiyorum başka ne diyebilirim ki, not: Gidişime sevinen arkadaşlar belli bir süre sosyomatta oynasınlar ama ansızın sosyomatı basabilirim dikkatli olun. bu arada ben yokken beni hatırlayanlar buraya gelip bir şey karalarlarsa geldiğimde yada imkanım olduğunda okuma şansını bulurum =) Peace ve Love diyorum hepinize 141 yorum var - 28 Mart 2008 01:49doğal dediğin cigara değil mi? Bak bir anımı anlatayım... Neyse anlatacağım bu değil.Ev arkadaşım bi'gün eve heyecanla geldi, çantasını açtı...
Gece ders çalışırken yan oda'dan kendi kendine gülen-ağlayan, hatta köpek pozisyonuna geçmiş uluyan arkadaşımı gördüm... abowww aldı mı beni bir gülme krizi ama cigaradan değil arkadaşımın maymunluğundan... Gülme krizim geçtikten sonra bir başka arkadaşı aradım ve evde ki durumu anlattım: hımmmm ahkam kesecem dedim ama bu tam blogluk olmuş bunu ben en iyisi blog yapayım =) Not: izmit'ime laf yok.. 41 yorum var - 01 Mart 2008 19:14Vah ülkem… Aslında ürkek bir ceylan gibi [ürkek ceylan mı?] Atatürk topluluğuna katılmıştım. Atılacağım ihtimalini de düşünerek… Ama katılmalıyım belki düşündüğüm gibi olmaz diye hayal kurarak. Hani şu övündüğümüz demokrasi, özgürlük, laik, hukuk ve sosyal olan sistemimiz var ya (!) işte ben bunlara güvenerek bismillah diyerek daldım topluluğa sonra yallah diyerek tekmeyle atıldım. Her neyse amacım toplulukta kargaşa ortamı oluşturmak değildi. Sadece öznel olan görüşlerimle objektif bir ortamda bilgi alış verişinde bulunmaktı. Nitekim o seviyeyi atılıncaya kadar yakalamıştım ( NETEKİM hürmetli Kenan EVREN’ i bu arada analım) Her neyse biz asıl meseleye gelelim. Neden atıldığım konusuna. 13 Şubat 2008 Salı akşamı Atatürk topluluğuna katıldım. Resimli ahkamları ne görmek için üzerine bir kez tıklayınız ______________________________________________ türbanlıların arkasından türbanını çekip kaçasım var adlı etikette JPEG formatlı resimlerde ki ahkâmlarımı yazdım. Bu etikette yazdığım bir ahkâmım silinmiş tabi o ahkâmımı da aşağıda yayımlayacağım… Silinen ahkâmım da şöyledir ( bu ahkâmımı shymshek ’in; evet ruhsal türbanı da araştırsan dinle imanla alakalı olmadığını görürsün. Ahkâmına karşılık yazmıştım. (aslında bir arkadaşın ahkâmından alıntılamıştım ) Aşağıda ki JPEG formatlı ahkâmlarım hala etikette mevcuttur. ______________________________________________ Daha sonra bir gün değil her gün atatürk adlı etikette aşağıda ki JPEG formatlı resimlerden okuyabilirsiniz. Daha sonra shymshek şöyle bir ahkâm yazıyor ; Türban din vicdan göstergesi değildir. Cevap olarak aşağıda ki JPEG formatta ki ahkâmı veriyorum. Buyurun okuyunuz Daha sonra drexler’e aramızda geçen yazışma JPEG formatlı resimde olduğu gibidir. Tüm olanları yaşadıktan sonra bu bloğu belli bir zaman daha yayınlamayayım belki kendilerine gelirler ve yasağı kaldırırlar diye düşündüm… Nihayetinde Atatürk topluluğunda ki etiketleri kontrol etmek niyetiyle girdiğimde topluluğa tekrardan girebileceğimi gördüm ve tekrardan üye oldum… Ama yine görüşlerime bir kişi tahammül edemeyip beni Atatürk topluluğundan babasının malıymış gibi şutladı (şutladı mı? Evet, şutladı (!) gerekçesi ne peki (?) gerekçesi (kendince) Cumhuriyeti ve Atatürk’ü benim gibi bir yobazdan korumak… Peki, 28 Şubat 2008 tarihinde 2 nci kez atılma sebebim neydi (?) Öncelikle Atatürk topluluğunda geçen tartışmanın etiket linkini vereyim… http://ataturk.sosyomat.com/etiket/%C5%9Faka-m%C4%B1-bu genie ile bu etiketteki görüş alış verişlerimize bakalım… Sırf yukarıda ki görüşlerimden dolayı Atatürk topluluğundan atılıyorum, ha çokta tınımda mı beni atması (!) hayır asla tınımda ve umurumda değildir… Ve bakın Atatürk topluluğunun yöneticisinin topluluk panosuna yazdıkları son derece ibret verici ve vahimdir… 90 yorum var - 23 Ocak 2008 21:47 Bölüm II Hatırlayacaksınız ki ilk mücadeleme sosyomatın ruh b.ku Bu blog'a aşağıda ki linkten ulaşabilirsiniz. http://brachiosaurus.sosyomat.com/blog/1083194 Öncelikle şunu belirtmem gerekiyor ki, Sosyomat artık fikirlerin tartışıldığı, ironilerin yapıldığı ve ahkâmların kesildiği bir yer olmaktan çıkıp, insanların birbirlerine hakaret ettiği ve iftira attığı bir yer olmaya hızla devam ediyor. Özellikle birileri, kendileri dışında ki insanların düşüncelerini hazmedemediği için olsa gerek feyk (sahte) hesaplar açarak etiketler vasıtasıyla saldırmaktadır. Şimdi hep birlikte deliller eşliğinde bu hakaret ve iftiralar nasıl yapılıyor görelim. Lütfen çok ince detaylara dikkat ediniz. Ama önce şu açıklamayı yapmalıyım, birazdan bahsi mevzu olacak konuya gireceğimiz etiket Sosyomat moderatörleri tarafından silinmiştir. Silinen etiketin adı ; sosyomatın en göt herifidir. OKAN BAYILTAN denen fake (sahte) kullanıcı tarafından bir etikette şöyle bir ahkâm yazıldı, aşağıda ki ahkâmı morruncu ile postane yazışmaları olduğunu iddia etti. OKAN BAYILTAN lukres degilim ama ruhsalı sevmiyorum morruncu tamam madem.. iyi geceler hocam.. nazım sana geçmez OKAN BAYILTAN ruhsalla ilgiliyse gecmez onun ne adılıkler yaptıgını bilmessin sen morruncu kım olduğunu sorsam söyleyecek misin yoksa bu tarz devam mı OKAN BAYILTAN sen kim oldugunu soylersen bende soylerim morruncu ben ruhsal harbi sevdim seni ver ayarı bunlara işte.. başka ben yok .. elif sen misin yoksa) OKAN BAYILTAN bende okan bayıltan gercek adım ve soyadım :) Evet, Doğruydu morruncu ile OKAN BAYILTAN postane vasıtasıyla bir yazışma yapıyorlar. Fakat bu yazışma OKAN BAYILTAN denen sahte kullanıcının etikete yazdığı gibi değildi. Çünkü OKAN BAYILTAN denen sahte kullanıcı Morruncu ’nun postane vasıtasıyla ona yazdığı yazıda ufacık bir değişiklik yaparak, etikette ahkâm olarak yayınlıyor. Bu ahkâmdan sonra; gördüm ki siccamhe ve empty dark2 ’nin ilginç ahkâmları vardı. Şöyle... Daha sonra sosyomat yalan rüzgarına döndü adlı etikete empty dark2 şu ahkamı yazdı. kaynak: Şimdi siccamhe ve empty dark2 ’yi bunlardan dolayı suçlamıyorum Peki, neydi bu ufacık sahtekârlık ama bir o kadar önemli şey. İşte bu mühim sahtekârlık aşağıda ki JPG formatlı dosyalarda altı kırmızı kalemle çizilerek dikkatinize sunulmuştur. OKAN BAYILTAN’ın morruncu ile postaneden mesajlaştığını iddia ettiği yazının ahkâm hali Morruncu dan aldığım gerçek konuşma metni Sosyomata saygı ile duyurulur... 81 yorum var - 14 Ocak 2008 23:39…Bu bir tepkidir. Öncelikle yazıma nerden başlayacağım konusunda tereddütlüyüm. Fakat bildiğim bir şey var ki tepkimi dile getirmeliyim. Son bir aydan beri sürekli bir ya da birkaç kişi tarafından yapmadığım şeyler konusunda etik dışı ve anlamsızca suçlama ve iftiralara maruz kalıyorum. Evet, kendime has görüş ve düşüncelerim var, birileri ister beğensin ister beğenmesin görüşlerimi dile getirmekten vazgeçmedim/geçmeyeceğim. Kimse de beni görüşlerimden dolayı sevmek zorunda değildir. Zaten sevmediğini söyleyenlerde mevcuttur. Onlara beni neden sevmiyorsunuz? Diye yargılama hakkını da kendimde bulmuyorum, çünkü onlar beni sevmediği gibi bende onları sevmiyorum. Birileri aman, aman bana saygı duysun da demiyorum, saygı duymadığı içinde kimseyi yargılamıyorum, çünkü bende onlara saygı duymuyorum. Ama bir şey var ki; Tahammül Toplu yaşanılan alanlarda ve toplu halde fikirlerin paylaşıldığı yerlerde olmazsa olmaz tek etik ve ahlaki duruş TAHAMMÜLDÜR. Tahammül bir zorunluluktur, insanlar birbirlerini sevmek ya da saygı duymak zorunda değillerdir, ama tahammül etme zorunlulukları vardır. Eğer siz birine tahammül etmez iseniz, size de kimse tahammül etmeyecektir. Dolayısıyla ki tahammülsüzlüğün sonu kargaşaya ve istenilmeyen olaylara sebebiyet vermektir. Şimdiye kadar hep tahammül etmeye çalıştım/ediyorum. Sosyomat’ta kullandığım kullanıcı adı (Nick-Name) ruhsaldunya ’dır. Bu kullanıcı hesabımla birçok etiket ve grupta görüşlerimi ifade ettim. Görüşlerimi de açık ve net bir şekilde ifade ettim ki, insanlardan birçoğu düşüncelerimi öyle ya da böyle kabullendi veya kabullenmedi. Fakat fikirlerimi kabullenemeyen Sosyomat üyelerinden bir kaçı fake (sahte) hesaplar açarak Sosyomat’ta çirkin ve haysiyete yakışmayan ifadelerde bulundular… Örneğin: Ruhsal KÂSE , Ruhsal DENYO gibi hesaplar açıldı. Bu örnekte verilen hesaplar uygunsuz etiketler açarak ahlaksızca saldırılarda bulundular, bu iki fake (sahte) hesapların yanına daha sonra başka hesaplarda ilave edildi. Sosyomat Yönetimine başvurarak bu hesapların katılması konusunda yardım istedim ve sonuçta haklı görülerek bu hesaplar kapatıldı. Daha sonra işi farklı yerlere çeken bu arkadaşlar, siyasi etiketlerde baş göstermeye başladılar ve yeni hesaplar ortaya çıktı. Bu hesaplardan bir kaçı şöyledir; RUHSAL SORUN , JOP VE RUHSAL Özelikle jeh adında bir Sosyomat kullanıcısı bu fake (sahte) kullanıcılarla tartışmalara giriyor bu tartışmaların sonunda hedef olarak ruhsaldunya ’yı göstermektedir. Yani bu arkadaş her sakallıyı dedesi zannediyor, Çeşitli şekillerde bu arkadaşı uyardığım halde tavırlarından ve ithamlarından vazgeçmedi. İşte tüm bu olan olaylardan sonra ruhsaldunya adlı kullanıcı hesabı dondurarak. Brachiosaurus adlı kullanıcı hesapla Sosyomat’ta yazmaya başladım. Artık son derece rahatsız edici bu durumla muhatap olmak istemiyordum. Fakat çok geçmedi sahneye başka bir arkadaş çıktı. Jeh denen zekâ küpünün ithamlarını ve iftiralarını bu sefer frikandel denen fake (sahte) kullanıcı dillendirmeye başladı… Şimdi hep birlikte neler olmuş hrant dink için bir mum yak etiketinden birkaç yazışma örneğiyle görelim… ruhsaldunya şimdi de götüne soktuğun jopunla çıkıp gay show mu yapmaya başladın pis rezil!!! kaynak : Jop ve ruhsal sen hangi millettensin kaynak: frikandelin kendiside emin değil tartıştığı kişiye bazen ruhsaldunya, bazen de Jop ve ruhsal diye hitap ediyor. hadi hadi sizin hepinizi tek başıma sikerim sizden mi korkucam ruhsaldunyanın fake i brachiosaurus. Kaynak: ______________________________________________________________ CEVABIM: frikandel frikandel Kaynak: __________________________________________________________________ sana çok açık dedim... Kaynak: ________________________________________________-- Şimdi bu iddia sahiplerine sormak lazım… Şimdi soruyorum sosyomat’ta ki şu kullancılar da ruhsaldunya mıdır?
El insaf… Bu kadarda çirkince bir saldırı/İFTİRA olmaz ki… 7 yorum var - 04 Ocak 2008 18:23
İnsan nedir ki... Anne korkuyorum… [yazımın devamı gelecek] 5 yorum var - 04 Ocak 2008 18:21Her uyanış esnasında /gözlerimi açtığım zaman/ küçük bir ölümden kalkmış oluyorum, önce bir iki dakika nerdeyim diye kendimi yokluyorum. Yavaşça doğruluyor ve bir zibidi gibi yanağımı sıkıyorum, hadi bakalım bugünde yırttın. 6 yorum var - 04 Ocak 2008 18:19Her şey gecenin bir köründe okuldan çıkmış eve giderken başlamıştı, ama evimde kimlerin olduğunu bilmediğimden, bakkala gidip biraz alış veriş yapmam gerektiğini düşünmüştüm, yemek için gerekli malzemeleri aldıktan sonra eve doğru yol almıştım ki bir yerlerden şirin mi şirin ama çok garip sesler geliyordu… Evet, bu bir kedi sesiydi, etrafıma bakınmaya başladım, ses nerden geliyordu bir türlü anlayamamıştım. Sesleri biraz daha dikkatlice dinledikten sonra, sesin olduğu yöne doğru yönelmiştim ki karşımda bir yavru kedi görmüştüm, karlı kaldırımın hemen kenarında bana bakıyordu. Birkaç saniye öylece ona bakıp durdum, oda bana bakıyordu. O an ellerimdeki poşetler birden yere düşmüştü, elbette ki bu düşüşün bir sebebi vardı. Hemen onu kucağıma aldım ve sanki beni anlıyormuş gibi ona senin burada ne işin var yalnız başına derken, başka bir taraftan bir ses daha duydum, bende buradayım diyen bir başka dost ile tanışmıştım Eve doğru yol almış giderken süt alıp almadığımı kontrol ettim, evet süt almıştım ve sahipleri de yanımdaydı… Karlı yolda ve soğuk havada evime doğru yürürken aynı anda iki tane “minnacık” misafirimle de sohbet ediyordum… Evimin önüne geldiğimde odalarda ışıkların yandığını gördüm, anahtarımı çıkarma ihtiyacı duymadan bahçe kapısını araladım ve kapıya doğru yaklaşmıştım ki, kapı birden açıldı ve hoş geldin denmişti, o an hoş bulduk dedim kapıyı açan arkadaşıma… Evde tam 8 kişi vardı, oysaki ben o evde tek başıma kalıyordum, hatta kalmaya çalışıyordum, ne yazık ki evim işgal edilmiş durumdaydı, hem de en yakın arkadaşlarım tarafından, ama severdim bu işgalleri, tüm ilgi hemen 2 küçük “minnacık” kedi yavrusunun üzerinde toplanmış, bu minnacık iki yavruya nasıl bakacağımız konusunda yemeği es geçerek beyin fırtınasına başlamıştık ki sınıf arkadaşım Ahmet karnım açıktı diye bizi susturmuştu, O an fark ettim ki, o iki minnacık kedi oturdukları yerden doğru bizi izliyodu, bu insanlar ne garip yaratıklar sadece çok basit bir şey için dakikalarca tartışıyorlar diye düşünüyorlardı. Çok şükür ki hem kendi karnımızı doyurmamızın gerektiğini hem de 2 kedinin de karınlarını doyurmamız gerektiği kanaatine varmıştık. Artık her iki tarafında karınları doymuştu, bize ne gerekti muhabbet… Ama önce yapmam gereken bir iş vardı, 2 misafirimi derhal kurutmalıydım, malum dışarıda kaldıkları için ıslanmışlardı ve birde süt kabının içinde yüzmeleri sonucunda tüyleri süt kokuyordu, yıkamayı düşündüm ama vazgeçtim, saç kurutma makinesinin sıcak esintisiyle 2 küçük misafirimin tüylerine yeni modellere göre şekillendirdik, pek de tatlı olmuşlardı… Zaman nasıl geçmişti, artık uyuma vakti gelmişti, malum ev kalabalık olduğundan kimin nerede yatacağını bir türlü karar verememiştik, Tamam, ben yerde yatarım diyerekten, sizde yataklarla çekyatları paylaşın dedim ve kapının girişine 2 küçük misafirim için yer ayarlayıp yer yatağıma yattım… Kahvaltımızı yapıp ders vaktine kadar evimizin bahçesinde koşuşturduğumuzu ve toprakla oynadığımız o anları şimdi yaşıyormuş gibi hatırlıyorum… Kuş olur uçarım yanarken içim, (not: yazının cümle yapısında düzenleme yapılacaktır...) 20 yorum var - 04 Ocak 2008 18:17Türkçe Öğretmenlerinin mantar gibi yerden bitmesi, evet yanlış okumadınız mantar gibi yerden biten Türkçe Öğretmenleri, son zamanlarda Sosyomat’ta sıkça karşılaştığımız bir vaka, görüngü, gayri resmi bir oluşumdur. Öncelikle neden “mantar gibi bitme” benzetmesini yaptım onu açıklayayım. Ya da başka bir tanımlamayla “kafasına sokmak, kurtarmak, görme gücü ve geliştirmek üzerinde büyük çağlayan cerrahlık” Aşk bu cana bedenden hak ise, (Not: Yazıda ki dilbilgisi hatalarını bulursunuz artık! + Türkçe Öğretmenlerine sevgilerimizi sunuyor, saygıyla selamlıyoruz ) 2 yorum var - 04 Ocak 2008 18:16Bu gün kendimden vazgeçtim tüm benliğimle, gökleri seyrettim dağların ardına kadar ve gecenin karanlığında ay ışığına dönüp, kendi kendime hiç bir şey gizli kalmayacak mı diye mırıldandım, Oysaki her şey dönüyordu etrafımda, aklımın her köşesinde binlerce kelime, nereye kadar diye sesleniyordu, 6 yorum var - 04 Ocak 2008 18:15Bugün yeni bir şey daha öğrendim kendim için, belki de herkes için, bilmiyorum ama bana fayda sağlayacağı kesin bir şey… Ey nefis istesen de istemesen de alaşağı (öldürüleceksin) edileceksin… 15 yorum var - 04 Ocak 2008 18:11İki sene önce uluslararası turizm bilgi şöleni için İzmir’e gittim. İzmir merkezde sadece 3–4 saat kadar kalabildim. Neyse, anlatacağım bu değil. Daha önce İzmir’e gitmemiştim. Ve o güne kadar herkes kordon, kordon der dururdu. Kendi kendime dedim ki; şu bahsedilen kordona artık kesin gitmeliyim. Bahsedildiği kadar meşhur mu? Bir görelim. Nihayetinde İzmir şehirlerarası otobüs terminaline ulaşmıştım ve bir kaç dakika sonra yolculuk yaptığım otobüs firmasına ait şehir içi servise binerek servis şoförüne; abi beni kordonun yakınlarında indirir misin? Otogardan şehir merkezine ulaşmam takriben 20 dakika kadar sürdü. Şehir merkezinde yolda rastladığım birine;
Sahil kenarına geldim bakınıyorum, oradan gecen birine ağabey kordon nerde.
Hayır, Kordon hakkında o kadar çok şey anlatılıyor ki; kafamda Sydney’deki meşhur köprünün olduğu gibi bir yer hayal ediyordum. Neyse bari bir şey yiyeyim
Karnımı doyurmak için Sevinç pastanesinesinin tarif edildiği güzargah üzerinde Safranbolu evlerine benzeyen hoş ve güzel bir kafe’ye girdim İzmir merkezde 3–4 saat kadar kaldım sonra Efes, Selçuk, Bergama, Kuşadası ve şirince köyüne geçtik, Şirince nin meyveli şarapları mükemmeldi. |