Brachiosaurus' un fermanlari

27 yorum var - 12 Mayıs 2008 22:42

Efendim son bir ay icerisinde bolca sinema filmi seyretme imkani buldum. Izledigim filmler arasinda son derece dikkatimi ceken bir iki film oldu. Anlasilacagi uzere dikkatimi ceken filmler hakkinda ip uclari verenlerdi. Lakin bir tanesi beni zivanadan cikardi. ``The Net 2,0``

Anlatacak olacagim filme gecmeden once dikkatimi ceken ve bir cok kisininde izledigini dusundugum ``Narnia Gunlukleri`` hakkinda bir kac sey demek istiyorum.

Efenim bu film fantastik guzel bir kurgudur. Dolabin arkasindan farkli bir boyuta gecis yapan kucuk kizimiz ve kardeslerinin seruvenlerini izliyorsunuz. Bu fantastik dunyanin bir cadi-kralicesi vardir ve daha once cennet gibi olan bu diyari buzul bir cehenneme cevirmistir. Basrolde olan kucuk kizimiz, insan bedenli bir esek kardesle tanisir (Bu arada Eshekherife selam) ve uzun uzuya sohbet ederler. Kizimiz gece oldugunda artik geri donmesi gerektigini soyler ve geldigi yerden yani `Narnia` tarafinda bulunan dolabin kapisindan eve donmek uzere giris yapar. Gorduklerini kardeslerine anlatmaya calissada kardesleri inanmaz (ben de olsam ben de inanmam) Lakin kucuk kizimiz yerinde durur mu? Tabi durmaz ve gece yatagindan kalkar dolaba dogru yol alir. Bu esnada kendisini cekemeyen erkek kardesi de kucuk kizimizi korkutmak amaciyla pesindedir ama yakalamayaz. Kizimizin dolaptan iceriye dogru girdigini gorunce buyuk bir sevkle dolabin kapisini aralar ve hoooooooooo diye bagirir. Ama kucuk kizimiz ortaliklarda yoktur. Esas oglan dolabin icine dalar ve kız kardesini arar fakat dolabin icindeki askiliklarda asili duran eskimo style (style ne ya?) tarz kiyafetlerin arasinda cebellesirken ayagi takilir ve Narnia ya acilan kapidan paldir guldur fantastik bu diyarimiza gecis yapar ve duzemece dunya ile tanisir.

Bu konuyu cok fazla uzatmanin manasi yok ve olaylar ozetle soyle gelisir. Narnia da bir kahanet vardir. Bu kehanet; Narnia ya iki ademoglu ve iki Havvakizi gelecektir ve bu dort kahraman Narnia yi cadidan kurtaracaktir. Nitekim kucuk kiz ortaliklarda yokken bizim esas oglan Narnia da cadi ile karsilasir. Tabi cadi sasirir ve burada ne isin var? Nereden geldin? tarzinda bir suru soru sorar ve anlarki kehanette gecen kisilerden biri Narnia'da.

Ve hemen bir soru daha sorar ve senden baska Ademoglu ve Havvakizi var mi? Esas oglan cekinerek kiz kardesinin de Narnia'da oldugunu fakat kaybettigini soyler. Iste can alici diyologlar buradan sona baslar,

Cadi-kralice, bizim esas cocuga ``benden ne dilersen dile`` der ve bizim esas oglan ``sicak cukulata var mi?`` diye sorar ve cadi kralicemiz elindeki siseden bir damlayi karlarin uzerine doker ve aninda sicak cukalata olusur. Beyimiz keyifle sicak cukulatayi icerken Cadi kralicemiz, esas oglana kardeslerini getirirse her istedigini verecegini soyler. Bu esnada bizim esas cocuga baska bir istegin var mi? diye tekrar sorar. Esas oglanimiz ac goz ve doyumsuzdur ve akabinde istahli, istahli `` var mi diye sorar? Aninda cadimiz tekrar elindeki siseden karlarin uzerine bir damla doker ve Turk lokumu ozel kutusunda olusur.

Cadi kralice, esas oglanimizin nu istahla yedigi gorunce, bak kardeslerini su iki tepenin arasindaki sarayima getirirsen sana bu Turk Lokumlarindan kutu kutu veririm ve ayni zamanda buranin gelecekteki krali olursun diye vaatler verir.

Su ise bak ya! Bir kutu na sen kardeslerini sat, olacak sey degil. Gerci kahramanimiz yerken benimde canim cekmedi degil hani. Ama olsun Bir na kardesler satilir mi yafs?

Burdan cikacak iki onemli olay vardir. Birincisi; bir kutu na siz siz olun kardesinizi, dostunuzu satmayin. Hayir bu kahramanimiz benim yanima gelip abi canim cekti ve bulamiyorum, yoksa kotu yollara dusecem deseydi. Ben ona 5-6 kutu verirdim. Aman sakin ha! Bir kutu Lokuma kimseyi satmayin. Gerci daha sonra esas oglan ne halt ettigini kardeslerini sattiginda anladi. Cadi kralice ne verdi ne de prenslik.

Ikincisi nun degerini elin yabancilari dahi anladi ama bizim millet daha anlayamadi. Turkiye cumhuriyeti’nin yetkili kurumu olan ````den sorumlu bakanliginin Turk Lokumunun bariscil amaclar dogrultusunda kullanilmasi konusunda acilen calisma baslatmasi gerekmektedir.

Efenim asil anlatacagim filme giris yapamadim. O yuzden asil killandigim film icin ayri bir blog yazacagim. Simdi bu yazinin devamina o film hakkindaki dusuncelerimi yazmaya baslarsam uhhhuhhh baya uzun olur, sonracigima kimse okumaz. Yazinin giris bolumunu silmiyorum ama basligina ekleme yapiyorum. "The Net 2-0" olan basligi "The Net 2-0 dan Narnia’ya giris" olarak degistiriyorum.

Saygiyla Sosyomat kamuoyuna duyurulur.

Not: bu blog ilk yazildigi sekilde yayinlandigi icin duzenleme yapilacaktir

47 yorum var - 09 Nisan 2008 21:33

09 Nisan 2008 çarşamba / saat 21:10

Takriben 2 saat 50 dakika sonra Sosyomat’tan ayrılacağım. Türkiye'den de 3 saat 50 dakika sonra ayrılmış olacağım. 15–20 gündür bir blog yazmaya çalışıyorum/çalışıyordum ama ne yazık ki kafamda planladığım şekilde yazmak istediğim bloğu yazamadım ama kararlıyım (inatçıyım) bu planladığım bloğu bir şekilde yazıp sosyomattaki bloglarım içine dahil edeceğim.

Uzun bir süre sosyomat'ta yazamayacağımı bazı arkadaşlar biliyor yine de ben kısa bir şekilde neden sosyomatta yazamayacağım konusunda kısa bir info vermek istiyorum aynı zamanda information yeni işyerimde ki departmanımdır...

Evet, bir sözleşme gereği yurtdışında çalışmak zorundayım, çalışacağım ülke İtalya ve Portekiz’dir. Doğal ve ilkel şartlarda yaşama kampında danışman&rehber olarak bulunacağım...
ilk iki ay eğitim ile geçecek daha sonra 6 ay sözleşmeli olarak çalışmaya devam edeceğim. Gittiğim yerde elektrik kullanılmamaktadır bununla beraber teknolojik hiç bir malzemeyi de bulmak mümkün değildir. Elektrik ve teknolojik malzemeler sadece acil durumlar için bir bina da mevcuttur...

Ama ben yanımda cep telefonumu ve dizüstü bilgisayarımı götüreceğim 5 tane de batarya hazırladım, haftanın belli günlerinde şehir merkezlerine indiğimde belki oradan bir internet kefe’den sizinle iletişim kuracağım...

Kamp’ta cep telefonu vasıtasıyla dizüstü bilgisayarı üzerinden internete bağlanmayı planlıyorum ama emin değilim.

uhhhh çok zor ya!
Gerçekten çok zor uzun bir süre burada sohbet ettiğim tartıştığım insanlar oldu ve bir an'da burasıyla bağlantıyı kesmek inanın insanda boşluk oluşturuyor.
Evet, burada özleyeceğim ve hatırlayacağım insanlar olacak umarım ki onlarda beni özler ve hatırlarlar.

başka başka ....
hımm Mesene ve Sosyomat şifremi kankama verdim.
Panolarım açık kalacak, gerekirse müdahale etmesi için...
Çünkü panomun açık kalmasını isteyen arkadaşlar var.

Bilmiyorum başka ne diyebilirim ki,

not: Gidişime sevinen arkadaşlar belli bir süre sosyomatta oynasınlar ama ansızın sosyomatı basabilirim dikkatli olun.

bu arada ben yokken beni hatırlayanlar buraya gelip bir şey karalarlarsa geldiğimde yada imkanım olduğunda okuma şansını bulurum =)

Peace ve Love diyorum hepinize
Kim her neye inanıyorsa O'na emanet.

141 yorum var - 28 Mart 2008 01:49

doğal dediğin cigara değil mi?
oy oy o daha kötü ya...

Bak bir anımı anlatayım...
Ben tesinden mezunum. kocaeli otun merkezi sayılır hatta yerli halk kampüsümüze 2 km uzaklıkta dağın eteklerine eker ve bazıları da bunun ticaretini yapar, özellikle de bizim kampüse ne de olsa turizm bölümlerinin öğrencileri biraz fırlama birazda kaçıktır...hele ki lisede de turizm okuduysa....örnek: ben, bakmayın şimdi uslu mülayim biriyim...

Neyse anlatacağım bu değil.Ev arkadaşım bi'gün eve heyecanla geldi, çantasını açtı...

  • "bak ne aldım" dedi..
  • "ne aldın lan mal"...
  • "abi cigara ucucaz bu akşam..."
  • hönkkkkkkk....! "ne cigarası lan mal... yarın 3 tane sınavım var hiç kasamam" ...

Gece ders çalışırken yan oda'dan kendi kendine gülen-ağlayan, hatta köpek pozisyonuna geçmiş uluyan arkadaşımı gördüm... abowww aldı mı beni bir gülme krizi ama cigaradan değil arkadaşımın maymunluğundan...

Gülme krizim geçtikten sonra bir başka arkadaşı aradım ve evde ki durumu anlattım:
telfonda ki arkadaşım;"kapısını kilitle dışarı çıkmasın içeride delici kesici alet bırakma kendi kendine oyalansın mal" dedi =)

hımmmm ahkam kesecem dedim ama bu tam blogluk olmuş bunu ben en iyisi blog yapayım =)

Not: izmit'ime laf yok..
orası benim ikinci vatanım =)

41 yorum var - 01 Mart 2008 19:14

Vah ülkem…
Vah sokaklar, vah caddeler…
Ve
Vah Sosyomat…

Aslında ürkek bir ceylan gibi [ürkek ceylan mı?] Atatürk topluluğuna katılmıştım. Atılacağım ihtimalini de düşünerek… Ama katılmalıyım belki düşündüğüm gibi olmaz diye hayal kurarak.
Öyle ya (!) ne de olsa ortak bi’ değer olan Gazi Mustafa Kemal’in adına açılan bir topluluktu. Atatürk varsa demokrasi, özgürlükte olmalıydı. Hani düşünmeden de edemedim bu topluluk diğer topluluklar gibi şahsi ve öznel olamazdı / olmamalıydı. Nesnel-objektif yaklaşımın var olduğu bir topluluk diye hayal kurmuştum.

Hani şu övündüğümüz demokrasi, özgürlük, laik, hukuk ve sosyal olan sistemimiz var ya (!) işte ben bunlara güvenerek bismillah diyerek daldım topluluğa sonra yallah diyerek tekmeyle atıldım.
( hım! Çok mu acııııııııııtasyon içeren bir cümle kurdum)

Her neyse amacım toplulukta kargaşa ortamı oluşturmak değildi. Sadece öznel olan görüşlerimle objektif bir ortamda bilgi alış verişinde bulunmaktı. Nitekim o seviyeyi atılıncaya kadar yakalamıştım ( NETEKİM hürmetli Kenan EVREN’ i bu arada analım)

Her neyse biz asıl meseleye gelelim. Neden atıldığım konusuna.

13 Şubat 2008 Salı akşamı Atatürk topluluğuna katıldım.
Ve Atatürk topluluğunun Panosuna şöyle ; diye bir ahkâm kestim
Ne yazık ki bu ahkâmım silinmiş, ama aşağıda ki JPEG resimli formatta o ahkâmıma karşılık shymshek tarafından verilen ahkâmı sizlere sunuyorum. (Tabi ki demokratik hakkını kullanarak cevabını verdi.)


______________________________________________

adlı etikette JPEG formatlı resimlerde ki ahkâmlarımı yazdım. Bu etikette yazdığım bir ahkâmım silinmiş tabi o ahkâmımı da aşağıda yayımlayacağım…


türbanlıların arkasından türbanını çekip kaçasım var (Atatürk topluluğu)
12 Eylül'den sonra kurulan YÖK'ün 11 yıl başkanlığını yapan İhsan Doğramacı'nın Türk halkına sunduğu kelimedir türban. O zamanlar üniversiteye başörtüsü ile girmek isteyenlere, "başörtüsü giremezsin ama daha modern bağlama şekli olan türban takarsan girebilirsin" diyen kişi Doğramacı'dan başkası değildir.
Zamanın öğrencileri kendisiyle fazlaca dalga geçmiştir; "Ne zaman bitecek bu acı!"
(topluluk yöneticisi tarafından yayından kaldırılmış, sebep: ) | sil fırlat

( bu ahkâmımı ’in; evet ruhsal türbanı da araştırsan dinle imanla alakalı olmadığını görürsün. Ahkâmına karşılık yazmıştım. (aslında bir arkadaşın ahkâmından alıntılamıştım )


______________________________________________

Daha sonra adlı etikette aşağıda ki JPEG formatlı resimlerden okuyabilirsiniz.

Daha sonra şöyle bir ahkâm yazıyor ;




Tüm olanları yaşadıktan sonra bu bloğu belli bir zaman daha yayınlamayayım belki kendilerine gelirler ve yasağı kaldırırlar diye düşündüm…

Nihayetinde Atatürk topluluğunda ki etiketleri kontrol etmek niyetiyle girdiğimde topluluğa tekrardan girebileceğimi gördüm ve tekrardan üye oldum…

Ama yine görüşlerime bir kişi tahammül edemeyip beni Atatürk topluluğundan babasının malıymış gibi şutladı (şutladı mı? Evet, şutladı (!) gerekçesi ne peki (?) gerekçesi (kendince) Cumhuriyeti ve Atatürk’ü benim gibi bir yobazdan korumak…

Peki, 28 Şubat 2008 tarihinde 2 nci kez atılma sebebim neydi (?)
Şimdi atılmama neden olan ahkâmıma bir bakalım…

Öncelikle Atatürk topluluğunda geçen tartışmanın etiket linkini vereyim…

http://ataturk.sosyomat.com/etiket/%C5%9Faka-m%C4%B1-bu

genie ile bu etiketteki görüş alış verişlerimize bakalım…
Aşağıda aynen şunları söylüyorum…
“Analizi hatalı yapıyorsunuz…
Bu şartlarda ister AKP hükümeti, ister CHP hükümeti, isterseniz de MHP yönetimi olsun Asker çekilmesi gerekiyorsa çekilecektir.
Belki de 2 nci bir “sarı kamış” faciası önlendi, Asker gerekli olanı yapmış ve kendi kararlarını vermiştir.
sorun şurda medyada demeç veren bir takım şahisyetler TSK'nın nasıl hareket edeceğini bilemediği için çeşitli yorumlar yaptılar... mesala TSK'nın Tüm Kuzey ırak'a gireceğini söylediler...
oysa Sivil ve Askeri kanat daima şunu söyledi...
Bu operasyon kısa zamanlı küçük bir operasyondur...ve hedefleri vardır...
işte kamuoyu medyada ki yorumcuların dediklerine çok fazla şartlandığı için Askerin tüm Kuzey ırakta tarruzda olduğunu zannetti...
hayır asker hedefleri belirlemiş hedeflere yönelmiş ve imha etmiştir...
olay bundan ibaret...
medya veya kamuoyunun ne düşündüğü pekte önemli değil...
önemli olan söylenenlerle yapılanları uygulanıp en kısa zaman diliminde çekilmesi...”
Brachiosaurus……
(topluluk yöneticisi tarafından yayından kaldırılmış, sebep: ) | sil fırlat

Sırf yukarıda ki görüşlerimden dolayı Atatürk topluluğundan atılıyorum, ha çokta tınımda mı beni atması (!) hayır asla tınımda ve umurumda değildir…
Ama rahatsız olduğum bir konu vardır ki bunu da dillendirmeden edemeyeceğim,
Haftalardır TSK ve Askerlik kurumuna karşı her türlü anti-ahkâmlar kesenler şuan da Atatürk topluluğundadır.

Ve bakın Atatürk topluluğunun yöneticisinin topluluk panosuna yazdıkları son derece ibret verici ve vahimdir…
Bu arkadaş kendisini Atatürk ve cumhuriyet konusunda yetkili merci görmekte…
Bakalım ne demiş…

siz kimsiniz (?)

90 yorum var - 23 Ocak 2008 21:47

Bölüm II
…Deliller ışığında haklı mücadeleye inadına devam…

Hatırlayacaksınız ki ilk mücadeleme sosyomatın ruh b.ku
çıktı adlı blog-um ile başlamıştım.

Bu blog'a aşağıda ki linkten ulaşabilirsiniz. http://brachiosaurus.sosyomat.com/blog/1083194

Öncelikle şunu belirtmem gerekiyor ki, Sosyomat artık fikirlerin tartışıldığı, ironilerin yapıldığı ve ahkâmların kesildiği bir yer olmaktan çıkıp, insanların birbirlerine hakaret ettiği ve iftira attığı bir yer olmaya hızla devam ediyor.

Özellikle birileri, kendileri dışında ki insanların düşüncelerini hazmedemediği için olsa gerek feyk (sahte) hesaplar açarak etiketler vasıtasıyla saldırmaktadır.

Şimdi hep birlikte deliller eşliğinde bu hakaret ve iftiralar nasıl yapılıyor görelim. Lütfen çok ince detaylara dikkat ediniz.

Ama önce şu açıklamayı yapmalıyım, birazdan bahsi mevzu olacak konuya gireceğimiz etiket Sosyomat moderatörleri tarafından silinmiştir. Silinen etiketin adı ; dir.

OKAN BAYILTAN denen fake (sahte) kullanıcı tarafından bir etikette şöyle bir ahkâm yazıldı, aşağıda ki ahkâmı morruncu ile postane yazışmaları olduğunu iddia etti.
______________________________________
lukres sen misin
ruhsala kötü konuşma okadar..

lukres degilim ama ruhsalı sevmiyorum

tamam madem.. iyi geceler hocam.. nazım sana geçmez

ruhsalla ilgiliyse gecmez onun ne adılıkler yaptıgını bilmessin sen

kım olduğunu sorsam söyleyecek misin yoksa bu tarz devam mı

sen kim oldugunu soylersen bende soylerim

ben ruhsal harbi sevdim seni ver ayarı bunlara işte.. başka ben yok .. elif sen misin yoksa)

bende okan bayıltan gercek adım ve soyadım :)

Evet, Doğruydu ile postane vasıtasıyla bir yazışma yapıyorlar. Fakat bu yazışma denen sahte kullanıcının etikete yazdığı gibi değildi. Çünkü denen sahte kullanıcı ’nun postane vasıtasıyla ona yazdığı yazıda ufacık bir değişiklik yaparak, etikette ahkâm olarak yayınlıyor.

Bu ahkâmdan sonra; gördüm ki ve ’nin ilginç ahkâmları vardı.

Şöyle...
, ruhsal (Brachiosaurus) veya , morruncu çıktı gibi yazılar yazarak bir nevi iftirayı devam ettiriyorlardı. Yani ile ’nun aynı kişi olduklarını öğrendiklerini yazıyorlardı, oysa ki, biliyorlar ki morruncu da bende farklı kişileriz.

Daha sonra adlı etikete şu ahkamı yazdı.

kaynak:
http://www.sosyomat.com/etiket/sosyomat-yalan-r%C3%BCzgar%C4%B1na-d%C3%B6nd%C3%BC#yorum-6704259

Şimdi ve ’yi bunlardan dolayı suçlamıyorum
Bir feyk (sahte) kullanıcı geliyor ve ortaya bir şeyler zırvalıyor, bunun akabinde zırvalanan şeyler ile masum insanlar yargılanıyor ve iftiraya maruz kalıyor… Belki görünürde bu iftirayı başlatan ve değildi, ama devam ettiren bu arkadaşlardı. İşte bundan dolayıdır bu iki arkadaş benden ve dan özür dilemelilerdir.

Peki, neydi bu ufacık sahtekârlık ama bir o kadar önemli şey. İşte bu mühim sahtekârlık aşağıda ki JPG formatlı dosyalarda altı kırmızı kalemle çizilerek dikkatinize sunulmuştur.
Bakınız çok açık bir net şekilde aşağıda 2 tane resim vardır. Resim içindeki yazıları dikkatlice okuyunuz. Resimleri daha detaylı görmek için üzerlerine tıklayınız. Sonra ayrı bir sayfada JPEG dosyalar açılacak, JPEG dosyalar açıldığında resimlere bir kez daha tıklayarak netleştirip okuyunuz.

OKAN BAYILTAN’ın morruncu ile postaneden mesajlaştığını iddia ettiği yazının ahkâm hali

Morruncu dan aldığım gerçek konuşma metni

Sosyomata saygı ile duyurulur...

81 yorum var - 14 Ocak 2008 23:39

…Bu bir tepkidir.
…Haklı ve gerekli bir tepkidir.
Sosyomat’ta sürekli ahlak ve evrenselcilik oyunları oynayan birkaç kişiye karşı tepkidir.

Öncelikle yazıma nerden başlayacağım konusunda tereddütlüyüm. Fakat bildiğim bir şey var ki tepkimi dile getirmeliyim.

Son bir aydan beri sürekli bir ya da birkaç kişi tarafından yapmadığım şeyler konusunda etik dışı ve anlamsızca suçlama ve iftiralara maruz kalıyorum.

Evet, kendime has görüş ve düşüncelerim var, birileri ister beğensin ister beğenmesin görüşlerimi dile getirmekten vazgeçmedim/geçmeyeceğim.

Kimse de beni görüşlerimden dolayı sevmek zorunda değildir. Zaten sevmediğini söyleyenlerde mevcuttur.

Onlara beni neden sevmiyorsunuz? Diye yargılama hakkını da kendimde bulmuyorum, çünkü onlar beni sevmediği gibi bende onları sevmiyorum.

Birileri aman, aman bana saygı duysun da demiyorum, saygı duymadığı içinde kimseyi yargılamıyorum, çünkü bende onlara saygı duymuyorum.

Ama bir şey var ki; Tahammül
Evet, tekrarlıyorum TAHAMMÜL.

Toplu yaşanılan alanlarda ve toplu halde fikirlerin paylaşıldığı yerlerde olmazsa olmaz tek etik ve ahlaki duruş TAHAMMÜLDÜR.

Tahammül bir zorunluluktur, insanlar birbirlerini sevmek ya da saygı duymak zorunda değillerdir, ama tahammül etme zorunlulukları vardır.

Eğer siz birine tahammül etmez iseniz, size de kimse tahammül etmeyecektir. Dolayısıyla ki tahammülsüzlüğün sonu kargaşaya ve istenilmeyen olaylara sebebiyet vermektir.

Şimdiye kadar hep tahammül etmeye çalıştım/ediyorum.

Sosyomat’ta kullandığım kullanıcı adı (Nick-Name) ruhsaldunya ’dır. Bu kullanıcı hesabımla birçok etiket ve grupta görüşlerimi ifade ettim. Görüşlerimi de açık ve net bir şekilde ifade ettim ki, insanlardan birçoğu düşüncelerimi öyle ya da böyle kabullendi veya kabullenmedi. Fakat fikirlerimi kabullenemeyen Sosyomat üyelerinden bir kaçı fake (sahte) hesaplar açarak Sosyomat’ta çirkin ve haysiyete yakışmayan ifadelerde bulundular…

Örneğin: Ruhsal KÂSE , Ruhsal DENYO gibi hesaplar açıldı.

Bu örnekte verilen hesaplar uygunsuz etiketler açarak ahlaksızca saldırılarda bulundular, bu iki fake (sahte) hesapların yanına daha sonra başka hesaplarda ilave edildi.

Sosyomat Yönetimine başvurarak bu hesapların katılması konusunda yardım istedim ve sonuçta haklı görülerek bu hesaplar kapatıldı.

Daha sonra işi farklı yerlere çeken bu arkadaşlar, siyasi etiketlerde baş göstermeye başladılar ve yeni hesaplar ortaya çıktı.

Bu hesaplardan bir kaçı şöyledir; RUHSAL SORUN , JOP VE RUHSAL
Bu fake (sahte) hesaplarda bir takım siyasi etiketlerde yazışmalar yaparak karşıt görüşlü insanlar ile tartışmaya başladılar.

Özelikle jeh adında bir Sosyomat kullanıcısı bu fake (sahte) kullanıcılarla tartışmalara giriyor bu tartışmaların sonunda hedef olarak ruhsaldunya ’yı göstermektedir.

,
her ruh kelimesi geçen kişiyi de ruhsaldunya zannetmektedir.

Çeşitli şekillerde bu arkadaşı uyardığım halde tavırlarından ve ithamlarından vazgeçmedi.
Tek diyebildiği şey FAŞO’dur. Dikkat edilirse her iki kelimesinden biri FAŞO’dur.

İşte tüm bu olan olaylardan sonra ruhsaldunya adlı kullanıcı hesabı dondurarak. Brachiosaurus adlı kullanıcı hesapla Sosyomat’ta yazmaya başladım. Artık son derece rahatsız edici bu durumla muhatap olmak istemiyordum.

Fakat çok geçmedi sahneye başka bir arkadaş çıktı. Jeh denen zekâ küpünün ithamlarını ve iftiralarını bu sefer frikandel denen fake (sahte) kullanıcı dillendirmeye başladı…

Şimdi hep birlikte neler olmuş etiketinden birkaç yazışma örneğiyle görelim…
_____________________________________________________

ruhsaldunya şimdi de götüne soktuğun jopunla çıkıp gay show mu yapmaya başladın pis rezil!!!
( puan) |

kaynak :
http://www.sosyomat.com/etiket/hrant-dink-i%C3%A7in-bir-mum-yak/8#ahkamlar

Jop ve ruhsal sen hangi millettensin
anlat bana annen nereli baban nereli
itoğlu it!!!

kaynak:
http://www.sosyomat.com/etiket/hrant-dink-i%C3%A7in-bir-mum-yak/7#ahkamlar

in kendiside emin değil tartıştığı kişiye bazen , bazen de diye hitap ediyor.
_________________________________________________________________

hadi hadi
konuyu karıştırıp durma
gelip buraya insanlara ermeni piçi diye neden küfür ettin ruhsal köpek brachiosaurus fesat kafalı manyağı!!
bu etiketi neden kirlettiniz?
ne geçecek elinize hayvanlar???

sizin hepinizi tek başıma sikerim sizden mi korkucam ruhsaldunyanın fake i brachiosaurus.
piç sensin! buraya insanlara piç demek için mi girdin köpek!!!

Kaynak:
http://www.sosyomat.com/etiket/hrant-dink-i%C3%A7in-bir-mum-yak/6#ahkamlar

______________________________________________________________ CEVABIM:

frikandel
rezil olan sensin...
amacın çok açık net bir şekilde çıkıyor...
küfredenlerin ve hakaret edenleri maksatlı bir şekilde ruhsaldunya yani benmişim gibi göstermeye çalışıyorsun...
lan gidersin sosyomat modlarına başvuruda bulunursun..
bu ruhsalları takibe alırlar...
sensin o sorunlu...hala iftira atıyorsun
terbiyesiz , asıl sorunlu sensin
(not : ruhsaldunya adlı hesap eski hesabımdır, feke ruhsal.... ile başlayan hesaplar yüzünden kapattım)
sil | fırlat
Brachiosaurus 8 saat önce (0 puan) |

frikandel
defol git ....
ben söyleyeceğimi açık açık söylerim
benim 2 tane nickim oldu
biri ruhsaldunya , o hesabımı feyk ruhsal hesaplardan dolayı dondurdum...
ikincisi bu hesabım.....
gerzek bir daha sakın diğer ruhsallar ile ruhsaldunya'yı karıştırma....
ben feyk hesaplara sığınacak kadar aciz değilim...
sen kendin o feyk hesaptan kurtul önce..
sil | fırlat Brachiosaurus 8 saat önce

Kaynak:
http://www.sosyomat.com/etiket/hrant-dink-i%C3%A7in-bir-mum-yak/5#ahkamlar

__________________________________________________________________

sana çok açık dedim...
JOP VE RUHSAL ile eski ruhsaldunya'nın şimdi ki Brachiosaurus bir bağlantısı yok
ben manyak mıyım ki, kendi nickime (eski nickim ruhsaldunya'ya) yakın bir nick alıp millete sataşayım , ona buna küfür edeyim....
zaten ruhsaldunya adlı hesabı fake ruhsal ile başlayan hesaplar yüzünden kapattım...
bununla ilgili sosyomat mod'larıyla irtibata geçebilirsiniz...ve yasal süreç başlar...
sil | fırlat Brachiosaurus 7 saat önce (2 p

Kaynak:
http://www.sosyomat.com/etiket/hrant-dink-i%C3%A7in-bir-mum-yak/3#ahkamlar

________________________________________________--

Şimdi bu iddia sahiplerine sormak lazım…
Eğer birilerine küfür etmek istesem ve fake (sahte) kullanıcı hesapta alacak olsam kendi kullanıcı adıma yakın salak, salak hesaplar alarak insanlara sataşır mıyım? Hayır, kendimi belli edeceksem neden kendi kullanıcı adıma yakın sahte hesaplar açarak millete sataşayım ya da küfredeyim…

Şimdi soruyorum sosyomat’ta ki şu kullancılar da ruhsaldunya mıdır?

  • ruhumbilge
  • ruhsuz kz
  • cin ruhiye
  • ruhsuz terap
  • ruhpastasi
  • Ruhsuzbede
  • ruhet
  • ruhhastasi
  • ruh6
  • ruhibe
  • ruhsus
  • ruhipasa
  • RUHUMSUN
  • ruhun finans

El insaf… Bu kadarda çirkince bir saldırı/İFTİRA olmaz ki…
Sosyomat’a saygılarımla arz ederim…

7 yorum var - 04 Ocak 2008 18:23

  • Parçalanmış cesetler görmekten
  • Boş vicdanlardan
  • (Sadece ) kendilerine özgürlük isteyenlerden
  • İnandığım için linç edilmekten
  • İnandığı için linç edilecekler için
  • Hakaret edenlerden
  • Adaleti sağlayamayanlardan
  • İftira atıcılardan
  • Çirkin sözler duymaktan
  • İhanet etmekten
  • İncitmekten
  • İncitilmekten
  • Sevmemekten
  • Sevenleri anlamamaktan
  • İkiyüzlü düşünebilen iki ayaklılardan
  • Düşünmeyenlerden
  • Düşünememekten
  • Akıl etmeyenlerden
  • Akıl edememekten
  • Ders (ibret) almayanlardan
  • Ders (ibret) alamamaktan
  • Haram yemekten
  • Şükretmemekten
  • Ehliyetsiz kişilerin beni yönetmesinden
  • Yalancılardan
  • Kandan
  • Kan dökenlerden
  • Kendimi övmekten
  • Övülmesi gerekeni övmemekten
  • Varlığımı unutmaktan
  • Varlığımı yoktan var edeni unutmaktan
  • Nankör olmaktan
  • Nankörler ile olmaktan

İnsan nedir ki... Anne korkuyorum…

[yazımın devamı gelecek]

5 yorum var - 04 Ocak 2008 18:21

Her uyanış esnasında /gözlerimi açtığım zaman/ küçük bir ölümden kalkmış oluyorum, önce bir iki dakika nerdeyim diye kendimi yokluyorum. Yavaşça doğruluyor ve bir zibidi gibi yanağımı sıkıyorum, hadi bakalım bugünde yırttın.
Kendime, şimdi güzel bir kahvaltıyı hak ettin demeden edemiyorum. Yavaş, yavaş adımlar ile ilerliyorum yatağımdan odanın herhangi bir köşesine, her seferinde bu huyuma pek bir anlam veremiyorum, sonra kendimi bir cam kenarında buluyorum, dışarıyı olabildiğince birkaç dakika seyrediyorum. Tanıdıklar geçiyor, Adamlar geçiyor; hepsi de işlerine yetişme derdinde, çocuklar geçiyor; hepside okullarına yetişme derdinde, kadınlar geçiyor; hepsi de sabah yürüyüşü derdindeler. Herkes bir koşuşturma derdinde, peki benim derdim ne ki cam köşelerinde hepsini seyrediyorum.
Sonra kendimi tekrardan yatağımda buluyorum, bir gün ne çabuk geçmiş, yeniden kalkmak /nefes almak üzere uykuya /kısa ölüme/ dalıyorum...

6 yorum var - 04 Ocak 2008 18:19

Her şey gecenin bir köründe okuldan çıkmış eve giderken başlamıştı, ama evimde kimlerin olduğunu bilmediğimden, bakkala gidip biraz alış veriş yapmam gerektiğini düşünmüştüm, yemek için gerekli malzemeleri aldıktan sonra eve doğru yol almıştım ki bir yerlerden şirin mi şirin ama çok garip sesler geliyordu…

Evet, bu bir kedi sesiydi, etrafıma bakınmaya başladım, ses nerden geliyordu bir türlü anlayamamıştım. Sesleri biraz daha dikkatlice dinledikten sonra, sesin olduğu yöne doğru yönelmiştim ki karşımda bir yavru kedi görmüştüm, karlı kaldırımın hemen kenarında bana bakıyordu. Birkaç saniye öylece ona bakıp durdum, oda bana bakıyordu. O an ellerimdeki poşetler birden yere düşmüştü, elbette ki bu düşüşün bir sebebi vardı. Hemen onu kucağıma aldım ve sanki beni anlıyormuş gibi ona senin burada ne işin var yalnız başına derken, başka bir taraftan bir ses daha duydum, bende buradayım diyen bir başka dost ile tanışmıştım

Eve doğru yol almış giderken süt alıp almadığımı kontrol ettim, evet süt almıştım ve sahipleri de yanımdaydı…

Karlı yolda ve soğuk havada evime doğru yürürken aynı anda iki tane “minnacık” misafirimle de sohbet ediyordum…

Evimin önüne geldiğimde odalarda ışıkların yandığını gördüm, anahtarımı çıkarma ihtiyacı duymadan bahçe kapısını araladım ve kapıya doğru yaklaşmıştım ki, kapı birden açıldı ve hoş geldin denmişti, o an hoş bulduk dedim kapıyı açan arkadaşıma…

Evde tam 8 kişi vardı, oysaki ben o evde tek başıma kalıyordum, hatta kalmaya çalışıyordum, ne yazık ki evim işgal edilmiş durumdaydı, hem de en yakın arkadaşlarım tarafından, ama severdim bu işgalleri, tüm ilgi hemen 2 küçük “minnacık” kedi yavrusunun üzerinde toplanmış, bu minnacık iki yavruya nasıl bakacağımız konusunda yemeği es geçerek beyin fırtınasına başlamıştık ki sınıf arkadaşım Ahmet karnım açıktı diye bizi susturmuştu,

O an fark ettim ki, o iki minnacık kedi oturdukları yerden doğru bizi izliyodu, bu insanlar ne garip yaratıklar sadece çok basit bir şey için dakikalarca tartışıyorlar diye düşünüyorlardı.

Çok şükür ki hem kendi karnımızı doyurmamızın gerektiğini hem de 2 kedinin de karınlarını doyurmamız gerektiği kanaatine varmıştık.

Artık her iki tarafında karınları doymuştu, bize ne gerekti muhabbet…

Ama önce yapmam gereken bir iş vardı, 2 misafirimi derhal kurutmalıydım, malum dışarıda kaldıkları için ıslanmışlardı ve birde süt kabının içinde yüzmeleri sonucunda tüyleri süt kokuyordu, yıkamayı düşündüm ama vazgeçtim, saç kurutma makinesinin sıcak esintisiyle 2 küçük misafirimin tüylerine yeni modellere göre şekillendirdik, pek de tatlı olmuşlardı…

Zaman nasıl geçmişti, artık uyuma vakti gelmişti, malum ev kalabalık olduğundan kimin nerede yatacağını bir türlü karar verememiştik,

Tamam, ben yerde yatarım diyerekten, sizde yataklarla çekyatları paylaşın dedim ve kapının girişine 2 küçük misafirim için yer ayarlayıp yer yatağıma yattım…
Sabah arkadaşlarımın tepemde beni izlemeleriyle ve fısıltılı konuşmalarıyla uyandım, 2 küçük misafirim yerlerinden kalkıp benim yatağıma gelmişler, biri benim yastığımı paylaşıyor, diğeri de hemen yanıma kıvrılmış uyuyordu ve üçümüz aynı yataktaydık, sonra yastığımı paylaşan misafirimle göz göze geldim , günaydın dedim, sadece bir ses, miavvvvv... dedi, galiba bana günaydın demek istiyordu.

Kahvaltımızı yapıp ders vaktine kadar evimizin bahçesinde koşuşturduğumuzu ve toprakla oynadığımız o anları şimdi yaşıyormuş gibi hatırlıyorum…

Kuş olur uçarım yanarken içim,

(not: yazının cümle yapısında düzenleme yapılacaktır...)

20 yorum var - 04 Ocak 2008 18:17

Türkçe Öğretmenlerinin mantar gibi yerden bitmesi, evet yanlış okumadınız mantar gibi yerden biten Türkçe Öğretmenleri, son zamanlarda Sosyomat’ta sıkça karşılaştığımız bir vaka, görüngü, gayri resmi bir oluşumdur. Öncelikle neden “mantar gibi bitme” benzetmesini yaptım onu açıklayayım.
Efendim bu mantar gibi yerden biten Türkçe Öğretmenleri, tüm dünyada etkin olan ve bizim ülkemizde de oluşan sohbet dili kavramını bir türlü kavrayamadılar, düşüncelerin çok hızlı ve etkin bir şekilde aktarıldığı toplu sohbet kanalları ya da forumlarda yazılanlar üzerinde dilbilgisi kurallarını büyük mercekli büyüteçlerle ararlar.
Hata bulmada kusursuzlardır. TDK Yazım Kılavuzu ellerinin hemen altındadır, olağanca güçleriyle Türkçe'ye zarar verenleri hemen uyarır ve bir dizi önlem alma çabasına girişirler. Amaçlarının ve hedeflerinin ne olduğu konusunda aydınlatıcı ve ikna edici herhangi bir delile rastlanmamaktadır. Bundan dolayıdır ki baskıcı, anlamsız bu oluşuma “mantar gibi biten Türkçe öğretmenleri” denebilir.

Ya da başka bir tanımlamayla “kafasına sokmak, kurtarmak, görme gücü ve geliştirmek üzerinde büyük çağlayan cerrahlık”

Aşk bu cana bedenden hak ise,
Can ne cami çeker ne kilise
Ten sönmeden bitmez bu hadise
Beni yanlış anlama
Şikâyetim yok ama
Ben aşkı böle bildim
Gel merhem ol yarama

(Not: Yazıda ki dilbilgisi hatalarını bulursunuz artık! + Türkçe Öğretmenlerine sevgilerimizi sunuyor, saygıyla selamlıyoruz )

2 yorum var - 04 Ocak 2008 18:16

Bu gün kendimden vazgeçtim tüm benliğimle, gökleri seyrettim dağların ardına kadar ve gecenin karanlığında ay ışığına dönüp, kendi kendime hiç bir şey gizli kalmayacak mı diye mırıldandım, Oysaki her şey dönüyordu etrafımda, aklımın her köşesinde binlerce kelime, nereye kadar diye sesleniyordu,
Gecenin rengi iyice koyulaşmıştı, sanki nehirlerin üzerinde yürüyor olabildiğince hür ve cesur... Yarı uykulu bir durumda melekleri görüyordum,
Gecenin rengi koyulaşıyordu, bir ara hiç bir şey görünmez oldu, ayın ışığı sönmüştü, ellerimi kavuşturdum sıkıca parmaklarımı kenetledim, bekledim, bekledim… Uzun süre yalnız başıma bekledim, ta ki semanın lambasını görünceye dek. Sonra bir, bir milyonlarca yıldızı görmeye başladım, küçücük ardı ardına dizilmişler bana bakıyorlardı, kenetlenen ellerimi çözdüm her iki elimle güle, güle yapar gibi selamladım hepsini tek, tek.
Sonra tekrar ellerimi kavuşturdum ve parmaklarımı kenetledim birbirine, evet bugün ben hem doğmuştum hem de ölmüştüm…

6 yorum var - 04 Ocak 2008 18:15

Bugün yeni bir şey daha öğrendim kendim için, belki de herkes için, bilmiyorum ama bana fayda sağlayacağı kesin bir şey…
Sabır…
Daha önce sabrı duyuyor, işitiyor ve keza bilinçsizce insanlara söylüyormuşum meğerse evet sabır ne hoş geliyor kulağa, “sabır”
Sonra nefsime seslendim, kızarak ne kazandın? Hiçbirşey, hatta kazandığım kaybettiğimin yanında nar tanesi kadar….
Düşündüm, düşündüm kendimden geçinceye kadar düşündüm, ne peki daha nereye kadar, indir nefsini alaşağı et bir faydası yoksa sana, düşünmekten de mi acizsin, beynini kullan, sana ne oluyor da küplere biniyorsun, ne için küplere biniyorsun ey ben…
Bir ara bir şey duymuştum, biri söylemişti, zirvedekilerden biri söyle demiş, Yarabbi ne kadar sabırlısın, evet Yarabbi ne kadar sabırlısın ki, seni inkâr ettikleri halde rahman oluyorsun, rızıklarından veriyorsun, Yarabbi ne adaletlisin…
Düşündüm içinden çıkılamayıncaya kadar düşündüm, ben sana inanıyorum yarabbi, ben senin kulunum, ben bunun bilincindeysem neden senin tavsiyene uymayayım ki, sabredin diyorsun, sabrettim ya rab, bilirim ki sen tavsiyelerin en güzelini verirsin…

Ey nefis istesen de istemesen de alaşağı (öldürüleceksin) edileceksin…
Sabır…

15 yorum var - 04 Ocak 2008 18:11

İki sene önce uluslararası turizm bilgi şöleni için İzmir’e gittim. İzmir merkezde sadece 3–4 saat kadar kalabildim. Neyse, anlatacağım bu değil. Daha önce İzmir’e gitmemiştim. Ve o güne kadar herkes kordon, kordon der dururdu. Kendi kendime dedim ki; şu bahsedilen kordona artık kesin gitmeliyim. Bahsedildiği kadar meşhur mu? Bir görelim.

Nihayetinde İzmir şehirlerarası otobüs terminaline ulaşmıştım ve bir kaç dakika sonra yolculuk yaptığım otobüs firmasına ait şehir içi servise binerek servis şoförüne; abi beni kordonun yakınlarında indirir misin?

Otogardan şehir merkezine ulaşmam takriben 20 dakika kadar sürdü.

Şehir merkezinde yolda rastladığım birine;
  • ağabey kordon nerde?
  • 15 metre aşağıya yürü sağa dön karşında.

Sahil kenarına geldim bakınıyorum, oradan gecen birine ağabey kordon nerde.

  • işte burası üzerinde duruyorsun...
  • haa hımm anlatılan kordon burası mı?
  • evet, sen ne sandın

Hayır, Kordon hakkında o kadar çok şey anlatılıyor ki; kafamda Sydney’deki meşhur köprünün olduğu gibi bir yer hayal ediyordum. Neyse bari bir şey yiyeyim

  • Ağabey nerde ne yenir
  • sevinç pastanesi var oraya git
    hınkkkk ?????
  • pastane mi?
  • evet, orası çok iyidir
  • neyse ağabey sağol, ben başka bir yer bulurum.

Karnımı doyurmak için Sevinç pastanesinesinin tarif edildiği güzargah üzerinde Safranbolu evlerine benzeyen hoş ve güzel bir kafe’ye girdim

İzmir merkezde 3–4 saat kadar kaldım sonra Efes, Selçuk, Bergama, Kuşadası ve şirince köyüne geçtik, Şirince nin meyveli şarapları mükemmeldi.

Brachiosaurus hakkında:

şu an yaşadığı yer Türkiye dışı. information desk olarak çalışıyor.